Tasarımın İnsan Psikolojisi Üzerindeki Etkileri

Tasarımın İnsan Psikolojisi Üzerindeki Etkileri

Tasarım o kadar güçlü bir olgudur ki, tasarım yapılan mekandan faydalanacak, o mekanda bulunacak insanların davranışlarını doğrudan etkiler.

Yapıların tasarımları ile içerisinde yaşayan insanların davranışları ve gelişime katkısı bilimsel olarak ispatlanmış bir gerçek.

Araştırmalara göre tasarım faktörü başlı başına insan hayatını olumlu ya da olumsuz yönde etkiliyor. İyi bir tasarıma sahip yapının ya da iç mekanın içerisinde yaşayan insanların psikolojik anlamda davranış biçimi etkileniyor. huzursuzluklar yaşaması gibi olayların tamamına etki eden bir faktör tasarım.

Terapi Etkisi Yapan Tasarımlar

Bugün dünya nüfusunun yaklaşık yarısı büyük şehirlerde yaşıyor. 2050 yılında bu oranın yüzde 75’lere ulaşması bekleniyor. Bu beton ormanlarında genelde deniz, doğal park, göl ve yeşil alanlar ancak rüyalarımızda yer bulabiliyor. Bu sebeple doğal olmayan çevre, günlük yaşamlarımızda daha fazla etkin rol oynuyor. Yapay parklar, köprüler, okullar, hastaneler, alışveriş merkezleri, iş merkezleri, spor tesisleri ve de en önemlisi evlerimiz… Tüm bu mimari yapılar tasarımlarıyla yaşam kalitemizi belirliyorlar.

Psikiyatri Kliniğinden Örnek
Binaların insan psikolojisinde yarattığı dramatik etkileri en iyi tespit etmek adına psikiyatri kliniklerinde incelemelerde bulunulmuş. Bir takım tasarım çalışmaları yapılmış ve düzenlemelerin hastaların tedavi süreçlerine etkileri ölçülmüş. Sonuçlar çevre tasarımı ile tedavi kalitesi arasında birebir bağ olduğunu göstermiş.

Küçük ölçekte binalar, geniş perspektifte şehirler psikolojimizi bozuyor. Kişiliklerimiz zayıflıyor, umutlarımız tükeniyor, yaşam enerjimiz düşüyor, yaratıcılığımız törpüleniyor. Sürekli çevreden aldığımız tehlike sinyalleriyle stres bağımlısı oluyoruz. Bireysel bazda bozulan psikolojimizle birer potansiyel suçlu haline gelebiliyoruz.

 

Binaların yalnızca belli işlevleri yerine getirmesini, bizlere mutluluk ve huzur vermesini değil, aynı zamanda belli bir dış görünüşe sahip olmasını, bu dış görünüşüyle belli bir kavramı, belli bir dünya görüşünü ya da ruh halini yansıtmasını istiyoruz.

Yaşam sadece denge ve mutluluktan da ibaret değil. Kendimizi gerçekleştirmek en önemli psikolojik ihtiyaçlarımızdan. Bu nedenle ideallerimizi, sahip olmadığımız ancak sahip olmak istediğimiz nitelikleri barındıran mimari yapılara hayran kalıyoruz. Onların içinde kendimizi yücelmiş hissediyoruz. Davranışlarımızı o ideallere yaklaşmak adına yeniden disipline ediyoruz.

John Ruskin’e göre tüm binalar analiz edebileceğimiz, değerlendirebilip yorumlayabileceğimiz, bir takım kavramları içinde barındırır. Binalar demokrasiyi ya da aristokrasiyi anlatır, açık yüreklilik ya da kibirden, dostluktan ya da saldırganlıktan söz eder, geleceğe duyulan sempatiyi ya da geçmişe duyulan özlemi dile getirir. Her tasarım belli bir ruh durumunu va ahlak anlayışını yansıtır. Bir binayı güzel bulduğumuzu söylerken onu yalnızca estetik bulduğumuzu değil, çatısıyla, kapı kollarıyla, pencereleriyle yaşam biçimini benimsediğimizi anlatmak isteriz. (bknz: Mutluluğun Mimarisi Alain De Botton)

Kaynak: https://www.icmimarlikdergisi.com


Yukarı